SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

901 nolu Hadis’in İzahı:

 

Âişe hadîslerini Buhâri «Küsûf» ve «El - Amel-u Fi-s'Salât bahislerinde; Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesâî, ve İbni Mace dahî «Küsûf» bahislerinde tahric etmişlerdir.

 

Küsûf; Lûgatta siyaha çalar, karamsi; mânâsına gelir. Husuf: Noksanlık, demekdir. Bu kelimelere başka mânâlar verenler de vardır.

 

Bu iki kelimenin hem güneş, hem de ay tutulması hakkında kullanılıp kullanılamıyacağı ulemâ arasında ihtilaflı bir mes'eledir.

 

Ekseri ulemâya göre husuf ile küsuf, ay ile güneşin bütün veya yarım tutulmasına ıtlak olunurlar.

 

Ebû Hatim: «Güneşin bir kısmı tutulursa, buna küsûf; hepsi tutulursa: Husuf, derler.» demişdir.

 

Hadislerde ay tutulması hakkında «Küsûf» kelimesi kullanılmışdır. Buna bakarak'bir çok ulemâ «Küsûf» kelimesini yalnız güneş tutulmasında, husûf'u da ay tutulmasında kullanmışlardır. Lügat ulemâsından Sa'leb, bunu ihtiyar etmiş; Cerîrî dahî: «Bu mânâ daha fasîhdir.» demişdir.

 

«Erkek ve kadın kulunun zinasından dolayı Allah Teâl&'nm kıskançlığı kadar, hiç bir kimse kıskanç olamaz.» ifâdesinden murâd: Allah'ın menettiği kadar, günahları hiç bir kimse menedemez ve Allah'ın kerih gördüğü kadar onları hiç bir kimse kerih göremez, demekdir. Yoksa Allah Teâlâ hakkında kıskançlığın hakikî mânâsını murâd etmek imkânsızdır.

 

Resulullah (Sallallahu Alekyi ve Sellem): «Vallahi benim bildiğimi siz de bilseniz pek çok ağlar ve pek az gülerdiniz.» buyurmakla: «Benim bildiğim gibi âsîlerden Allah'ın ne derece şiddetle intikam aldığını, kıyametin ve cehennemin tüyler ürpertici korkunç hâllerini, cehennemin azabını bilmiş olsanız; çok ağlar, az gülerdiniz. Çünkü bildiğiniz husûsât hakkında düşünmeniz sizi ağlatır; gülmekten menederdi.» demek istemişdir.

 

Buradaki «az gülmek» den murâd: Hiç gülmemekdir.

 

Sevâib: Sâibe'nin cem'idir. Sâibe: Câhiliyet devrinde arapların putları için ayırarak yük taşımakta yahut binmekte kullanmadıkları devedir.

 

Yine putlar için ayırdıkları ve sütünü sağmadıkları deveye de Bâhîra» derler. Kur'ân-ı Kerîm bunları yasak etmişdir.

 

Bu hadisin «Kütüb-i Sittede bir çok muhtelif rivayetleri vardır. Bu rivayetlerden biri de Mugîrat'bnü Şu'be (Radiyallahu anh) hadîsidir. Mezkûr rivayette Resulullah (Sallallahu Alehyi ve Sellemj'in oğlu İbrâhim'in vefat ettiği gün güneş tutulduğu; halkın bunu Hz. îbrâhîm'in vefatına hamlederek «İbrahim vefat ettiği için güneş tutuldu.» dedikleri, bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Alehyi ve Sellem)'in «Şüphesiz ki güneş ve ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettir. Bunlar hiç bir kimsenin hayâtı veya memâtı için tutulmazlar; siz onların tutulduğunu görürseniz hemen Allah'a duâ edin ve açılıncaya kadar namaz kılın.» buyurduğu bildirilmiştir. Şu hâlde bir sebeple şeref sâdır olmuş bulunan bu hadisde ay tutulmasından kimse bahsetmediği hâlde Resulullah (Sallallahu Alehyi ve Sellem)'in onu da güneşle beraber zikretmesi, ifâdeyi zenginleştirmek ve bu iki semavî cismin bir hükümde olduğunu anlatmak içindir. Bundan sonra Fahr-i Kâinat (Sallallahu Alehyi ve Sellem) Efendimiz ay ve güneş tutulduğu zaman namaz kılmağa ve duaya teşvik buyurmuştur.

 

Filhakika Küsûf namazı kitap, sünnet ve icmâ-ı ümmet ile meşru olmuşdur. Kitaptan delili

 

"Biz âyetlerimizi ancak korkutmak için göndeririz.» âyet-i kerimesidir. Küsûf da Allah'ın korkunç âyetlerinden biridir. Bu gibi korkunç şeylerle Allah'ın kullarını korkutması, günahları terk etsinler de, selâmetlerine sebeb olan tâat yoluna dönsünler, diyedir.

 

Sünnet'den delili: Bâzılarını burada gördüğümüz bir çok hadislerdir.

 

İcmâ'ya gelince: Küsûf namazının meşru olduğuna bütün ümmet ittifak etmiş, bu güne kadar onu inkâr eden kimse bulunmamıştır.

 

Küsûf namazının meşrûiyyetine sebep: Güneş ve Ay'ın tutulmalarıdır. Binâenaleyh her ay'a ve güneş tutulmasında sebep tekerrür etmiş olacağı için müsebbeb olan küsûf namazı da meşru olur.

 

Bu namazın caiz olması için sair namazlardaki bütün şartlar muteberdir.

 

Esah olan kavle göre küsûf namazı sünnettir. Hanefiîler' den bâzıları onun vücûbuna kaail olmuşlardır. Ebû Avâne' nin kavli de budur. İmam Mâlik'in bu namazı cum'a namazı hükmünde tuttuğu rivayet olunur.

 

Küsûf namazı ya cum'a namazı kılınan büyük câmi'lerde yahut bayram namazgahlarında kılınır.